Cahiliyeden Asr-ı Saadete

“Bir toplum kendisinde olan özellikleri değiştirmedikçe,
Allah, onlara olan muamelesini değiştirmez.” Ra’d, 11

Üstad Bediüzzaman Peygamberimiz için “Feridü kevn-ü zaman” der. Yani bütün zaman ve mekânların eşsiz, tek şahsı. O’nun büyüklüğünü değişik yönlerden ele alarak ortaya koymak mümkündür. Bu yönler içerisinde en önemlisi kanaatimce Peygamberimizin cahiliye dönemi Araplarını kısa bir zamanda ıslah ederek onları Asr-ı Saadet insanları haline dönüştürmesidir. Bu hadise mucizeler gibi Peygamberimizin peygamberliğine delildir. Aynı zamanda bu hadise Dünya tarihindeki en büyük sosyal hadisedir. Biz Müslümanlar bu konu üzerinde uzun uzun durup, düşünüp dersler çıkarmalıyız. Şöyle ki:

Bundan 1400 sene önce Peygamberimiz, (s.a.v) şartlar tamamen aleyhinde olduğu halde, tarihin hiçbir devrinde görülmemiş ve hiçbir beşerin de gerçekleştirememiş olduğu bir inkılâbı, çok kısa bir zamanda gerçekleştirdi. Cahiliye Dönemi’ni tamamıyla ortadan kaldırıp Kur’ân ve sünnete göre şekillenmiş, bütün insanlık âlemine örnek, yepyeni bir toplum, (bir ümmet) oluşturdu. Peygamberimiz bu inkılâbını kendi gücüyle değil, Allah’ın inayetiyle gerçekleştirdi. Çünkü bir beşerin kendi aklı ve gücüyle böyle bir inkılâbı gerçekleştirmesi imkânsızdır. Bu yüzden bazı âlimler “Eğer Resulullah (sav)’in (yetiştirdiği) sahabeleri haricinde mucizesi olmasaydı, onlar onun peygamberliğini isbat için yeterdi” demişlerdir. (Karafi, Furuk ve Havamişihi, Furuk ev Envaru’l- Buruk, Daru’l- Kütübü’l İlmiye, Beyrut, 1998, c, 4, s, 303)

İngiliz yazar Sir Muir şöyle der: “Hiçbir zaman beşerin ıslahı, Muhammed’in geldiği zamandan, daha zor ve ulaşılmaz değildi. Fakat vefat ettiğinde, geride bıraktığı ıslah ve başarıdan, daha kâmil bir ıslah ve başarı da bilmiyoruz.” (Abdurrahman Azzam, Resul-i Ekremin Örnek Ahlakı, Yağmur y, İst, s, 11.)

Fransız tarihçi Lamartin de şöyle der: “İnsan dehası için; amacın büyüklüğü, araçların küçüklüğü ve muhteşem sonuçlar, üç kıstas ise tarihte, Muhammed ile mukayese edilebilecek birisini kim gösterebilir.” (Michel Lelong, Eğer Allah İsteseydi, Yeni Asya y, 1988, s, 90.)

Herhangi bir inkılâbı değerlendirirken inkılâbı yapan şahıs veya şahıslar, o dönemdeki toplum yapısı, inkılâbın hangi alanda olduğu, inkılâbın ne kadar zamanda gerçekleştiği ve inkılâb sonrası sosyal durum, inkılâbın büyüklüğünü bize gösterecek kriterlerdir. Peygamberimizin inkılâbını da bu beş kritere göre değerlendirelim.

1.  İnkılâbı Yapan

Doğmadan önce babasını, 6 yaşında annesini, 8 yaşında dedesini kaybetti. Koyun çobanlığı yaptı, ticaretle meşgul oldu. 40 yaşına kadar sade bir hayat sürdü. Kral değil, hatta aşiret reisi bile değildi.

40 yaşında davasına başladığı zaman, bu davada başarılı olmak için elinde hiçbir imkânı yoktu. Üstelik bütün kavminin, hatta amcasının bile şiddetli tepkisiyle karşılaştı. Hicret etmek zorunda kaldı. Medine’de daha önce hiç tecrübesi olmadığı halde, devlet kurdu ve idare etti. Başkomutan olarak ordular sevketti, ordular idare etti, zaferler kazandı. Okuması yazması olmadığı halde mükemmel bir hukuk sistemi tesis etti ve bu hukuk yüzyıllar boyunca milyonlarca insanı adilane idare etti. Vefat ederken teori ve pratiğiyle tamamlanmış bir din ve bu dine kendilerini adamış, insanlık âlemine öncülük edecek bir millet (ümmet) bıraktı.

Onun pek çok yönü olmakla beraber, ıslahatçı, din kurucusu, hukukçu, ordu komutanı, devlet adamı olma özellikleriyle, O dünyada eşi, benzeri olmayan tek şahıstır.

2.  Muhataplar

Normal bir insanı ıslah etmekle, cani ruhlu bir insanı ıslah etmek çok farklıdır. Ayrıca bir insanı ıslah etmek ayrı, ıslah ettiğiniz insanı veli yapmak, kemâlatın en yükseğine çıkarmak ayrı bir şeydir.

O dönemde kültür ve medeniyet sahibi milletlere –İran, Bizans, Mısır- nisbetle kültürsüz, medeniyetsiz olan Araplar ümmi idiler. Allah, son peygamberini ümmiler içinden seçti ve ümmilere gönderdi.

Peygamberimiz (s.a.v), çocuklarını bile acımadan öldürecek kadar vahşi, her türlü ahlaksızlığı yapan, kendi aralarında birbirleriyle devamlı harbeden, gelenek ve göreneklerine aşırı derecede bağlı, katı kalpli, kültürsüz, medeniyetsiz insanlarla karşı karşıyaydı.

Peygamberimiz (s.a.v), bu insanların kötü adet ve ahlaklarını kaldırmakla kalmadı, onları evliyalığın en yüksek derecesine çıkardı. Putlara tapan insanları, gece namaz kılan, gündüz oruç tutan dindarlara, çocuklarını acımadan öldüren insanları, karıncaya bile ayak basamayacak kadar şefkatli insanlar haline dönüştürdü. Üstelik onlar Peygamberimizden aldıkları terbiyeyle, daha önce bilgisiz, görgüsüz, cahiller iken bütün insanlık âlemine ilim öğreten, örnek, rehber insanlar haline geldiler, medeni kabul edilen milletlere hakiki medeniyeti öğrettiler.

Onun terbiyesinde yetişen insanlar içinden Hz. Ömer gibi büyük bir devlet adamı; Halid b. Velid gibi ordu komutanları; tefsir ilmini tesis eden İbn Abbas; hadis ilmini tesis eden Ebû Hureyre, Enes; İslam hukukunu tesis eden İbni Mes’ud; İslam tasavvufunu tesis eden İmam Ali, Ebû Zer, Ebûd Derda gibi âlimler, fazıllar çıktı. Onların öncülüğüyle ve yönlendirmesiyle ümmet-i Muhammed yüzyıl içinde tarihin en büyük kültür ve medeniyetini inşa etti.

Filozof Sokrat’ın tek talebesi Eflatun’dur. Hâlbuki Peygamberimizin okulundan yetişen ve insanlara hayatın her alanında hocalık yapan talebelerinin sayısı 100 binin üzerindedir.

3.  İnkılâbın Muhtevası, Hangi Alanlarda Olduğu

Dünya tarihinde inkılâpların bir kısmı ilmi alanda, bazıları da sosyal alanda olmuştur. İlmi alanda değişiklik yapan dahiler genellikle bir veya iki alanda inkılâp yapmışlardır. Örneğin İbni Sina tıp; Kopernik Astronomi; Einstein fizik alanında inkılâp yapmıştır.

Sosyal sahada inkılâp yapmak ilmi alanda inkılâp yapmaktan daha zordur. Çocuğunuz sigara tiryakisi ise onu kolayca sigara içmekten alıkoyabilir misiniz? Veya devlet sigaraya savaş açsa yasaklasa sigara tiryakiliğinin önüne geçebilir mi?

Amerika hükümeti 1919 ile 1933 yılları arasında içki ticaretini ve tüketimini yasaklayan bir kanun çıkardı. Eğitim kurumları, basın yayın, emniyet ve ordu teşkilatı gibi çok imkânlara sahip olan Amerika hükümeti, 14 yıl boyunca içkiyle yaptığı mücadelelerden netice alamadı ve 1933 yılında bu kanunu iptal etmek zorunda kaldı. (Rod Plotnik, Psikolojiye Giriş, Kaknüs y, 2009, İst, s, 182.)

Topluma yerleşmiş bir âdeti değiştirmek zordur. Topluma yerleşmiş ve toplum tarafından benimsenmiş, kanıksanmış –bir değil- pek çok adetleri kaldırmak ise daha zordur. Peygamberimiz, Arap toplum hayatının her alanında bir inkılâp gerçekleştirmiştir. Puta tapma, fuhuş, zulüm, kabileler arası ihtilaflar, savaşlar, içki, kumar, hırsızlık, çocukları diri diri toprağa gömmek, onların sadece en meşhurlarıdır.

Üstad Bediüzzaman, bu konuda şöyle der “İşte şu Asr-ı Saadeti görmeyenlere, Ceziret-ül Arab’ı gözlerine sokuyoruz. Haydi, yüzlerce feylesofları alsınlar, oraya gitsinler. Yüz sene çalışsınlar. O Zâtın, o zamânâ nisbeten bir senede yaptığının yüzden birisini acaba yapabilirler mi?

4.  Zaman

Peygamberimizin inkılâbındaki harikuladeliğin bir yönü de bu inkılâbın 23 sene gibi kısa bir zamanda gerçekleşmesidir.

İnsanlık âleminde inkılâp yapan pek çok fikirler, ideolojiler ancak uzun bir zaman içinde topluma mal olabilmişlerdir. Kopernik, dünyanın yuvarlak olduğunu söyledikten ancak 300 sene sonra Avrupa’da bu görüş resmen kabul edilmiştir. Sosyalizm, Fransız İhtilalı’ndan sonra ortaya çıkmış, ancak 1917’de Rusya’daki ihtilalle devletleşebilmiştir.

Filozof Leibniz, “Eğitim işini bana bırakın, size bir asır içinde Avrupa’nın çehresini değiştireyim.” der. Dikkat edilirse Leibniz Avrupa’nın çehresini değiştirmek için bizden hem eğitimin kendisine bırakılmasını hem de bir asır beklememizi istiyor.

Peygamberimiz kendisine düşman bir toplumla karşılaşmıştı, fakat bir asır değil, 50 yıl değil, 23 sene içerisinde Arap toplumunu her yönüyle değiştirmişti.

5.  İnkılâp ve Sonrası

En büyük inkılâp insanlık âlemine huzur getiren ve uzun zaman yaşayan inkılâplardır. Bu yönüyle peygamberimizin inkılâbı eşsizdir.

Atilla, İskender gibi cihangirler büyük devletler kurmuşlar fakat onların vefatıyla imparatorlukları da dağılmıştır.

Bir kısım inkılâplar ise insanlık âlemine büyük felaketler getirmiştir. Örneğin, 1917 yılında Rusya’da Bolşevik İhtilali oldu. Lenin döneminde 8 milyon; Stalin döneminde ise 25 milyon insan katledildi. Çin, Kamboçya, Kuzey Kore gibi değişik ülkelerde Komünizm adına yapılan katliamlar yaklaşık 60 milyon olarak tahmin edilmektedir. (Zbigniew Brezezinski, Kontrolden Çıkmış Dünya, İş Bankası y, 1994, s, 12, 15, 18.) İnsanlık âlemine büyük acılar getiren Komünizm kuruluşundan 70 yıl sonra 1991 yılında yıkıldı.

Avrupalı insanlar Ortaçağı yıkıp günümüz medeniyetini kurdular. Bu medeniyetin güzel tarafları olmakla beraber, çirkin tarafı daha çok ağır basmaktadır. Batı medeniyetinin dünyayı istila ettiği 20. yüzyılda yaklaşık 170 milyon insan katledildi. (Age, s, 20.) Tarihin hiçbir döneminde olmayan iki dünya savaşı oldu. Bugün Batı medeniyetinin iflas ettiğini pek çok düşünür iddia etmektedir.

Peygamberimiz, Mekke’yi fethettiğinde yıllarca kendisine eziyet eden, öldürmek isteyen, aleyhinde ordu toplayan müşrikleri affetmişti. Ve onun gerçekleştirdiği inkılâb insanlara huzur ve saadet getirmişti. Onun gerçekleştirdiği inkılâb vefatıyla duraklamadı, tam tersine daha geniş coğrafyalara yayıldı. Bugün bile bütün dünyada en hızlı yayılan din onun dinidir. Ve komünizm ve kapitalizmin iflas ettiği günümüzde Batı medeniyetinin tek alternatifidir.

Cahiliyeden, Asr-ı Saadete:

Asr-ı Saadet öncesine bizim cahiliye dönemi deyişimiz, o zamanda bilim ve teknoloji olmadığı için değildir. İnsanların Allah’a şirk koşmasından, fert ve toplum hayatında bütün ahlaksızlıkların, zulmün yaygın olmasından dolayıdır. Bu yönüyle günümüzün de cahiliye döneminden pek farklı olduğu söylenemez. Günümüzde de bir cahiliye var ve üstelik bu cahiliye eskisinden daha çetin.

Cahiliye döneminde puta tapanlar vardı, günümüzde ise Allah’ı inkâr edenler, tabiata tapanlar, paraya tapanlar, makama mevkiye tapanlar, kadına tapanlar var. O zaman ahlaksızlık ve fuhuş yaygındı, günümüzde de yaygın. Hatta cahiliye döneminde olmayan teknoloji, ahlaksızlık ve fuhşu bu gün daha yaygın hale getirmiştir. Cahiliye döneminde çocuklar diri diri toprağa gömülüyordu. Günümüzde de kürtaj var. Modern aletlerle çocuklar alınıp çöp kutularına atılıyor. İçki o zamanlar yaygındı, günümüzde de yaygın. Hırsızlık, adam öldürme, kumar, faiz o zaman gibi bu zamanda da var. Velhasıl; o günlerle, bu günleri kıyasladığımız zaman, arada pek farkın olmadığını görüyoruz.

Bu günkü cahiliyenin Asr-ı Saadete dönüşmesi için, peygamberimizin yeniden gelmesi mi gerekiyor? Eğer bu mümkün olsaydı, geçmişte yaptığını günümüzde de mutlaka yapardı. Ama o gelmeyeceğine göre ne olacak?

Ya hoşumuza gitmese de cahiliye içinde olup bitenleri seyrederek yaşayacağız. Ve her geçen gün durumumuz daha da kötüleşecek. Yahut peygamberimizi örnek alıp, onu modelleyip cahiliyeye karşı, yeniden Asr-ı Saadeti inşa etmenin mücadelesini vereceğiz. Böylelikle dünyamızı da ahiretimizi de kurtaracağız.

Toplumdaki ahlaksızlıkla mücadele edip, halkı ıslah etmek zaten Kur’an ve sünnetin bize bir emridir. Kur’an’ı Kerim’de Cenab-ı Hak “Sizler insanlık alemi için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Sizler (insanlara) iyiliği emreder, kötülükten de nehyedersiniz.” buyurmuştur.

Bu ayet sahabeleri bize örnek gösterirken, bizim de bütün insanlık âlemine model, örnek olmamızı emretmektedir. Ama örnek olmanın en mühim şartı iyiliği emir, kötülükten nehyetmektir.

Peygamberimiz (sav)’de bu konuda “Sizden kim (dinimize uymayan) bir münker görürse (seyirci kalmayıp) onu eliyle düzeltsin. Buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse kalbiyle buğzetsin. Bu ise imanın en zayıf mertebesidir.” Buyurmaktadır.

Cahiliye Toplumunu Asr-ı Saadete Nasıl Dönüştürürüz?

Peygamberimiz’in cahiliye toplumunu Asr-ı Saadete dönüştürmesinden yola çıkarak, ahlaken bozulmuş, dejenere olmuş toplumları ıslah etmek değiştirmek de sünnettir diyebiliriz. Biz, Allah tarafından bu sünneti yerine getirmekle, yani toplumu ıslah etmekle görevlendirilmiş bir ümmetiz. Fakat bunu nasıl yapacağız?

Başarılı olma yollarından biri, başarılı insanları modellemek, taklid etmektir denilir. Peygamberimiz cahiliye dönemi insanlarını 23 sene gibi kısa bir zamanda ıslah ettiğine, bu alanda başarılı olduğuna göre, Peygamberimizi modellemek, bizi de başarıya götürecektir.

Peygamberimizi modelleme cihetinde İslami kaynaklar oldukça zengindir. Dünya tarihinde hiçbir beşere nasib olmayacak derecede, Peygamberimizin hayatı bütün teferruatıyla kaydedilmiştir. Onun hayatını, şahsiyetini, karakterini inceleyip her alanda ona benzemeye ve yaptığı şeylerin bir benzerini yapmaya çalışırsak, her ne kadar onun gibi olamaz isek de, takatimiz nisbetinde ona yaklaşabilir ve onun yaptığının küçük çapta bir benzerini –Allah’ın izin verdiği ölçüde – gerçekleştirebiliriz.

Bir cevap yazın